Fethin 50. Yılı

 

 

   Yanlış anlamayın “Fetih” deyince kastettiğim İstanbul`un fethi falan değil, Everest`in fethi. Böyle tanımlıyorum, çünkü o zamanlar böyle tanımlanmıştı...

   Bu satırları yazdığım andan tam 50 yıl kadar önce bu zamanlarda, bir İngiliz`in liderliğindeki İngiliz ekspedisyon ekibi büyük bir ihtimalle Himalayalar`ın uçsuz bucaksız, sert ve bilinmeyen bir coğrafyasında, yani Everest`in bugün anakampı olarak bilinen yerde, dağı süzmekteydi. Uygun bir anı yakalayıp taarruza geçmeyi bekliyorlardı, zirveye olan taarruzu. Neredeyse 30 yıldır batılı maceraperestler bu dağın etrafında dolanıyor, nereden çıkarız diye düşünüyor, bazı denemeler yapıyor ama başarısızlıkla hatta bazıları felaketle sonuçlanıyordu. Ama İngilizler çok daha umutluydu, çünkü yanlarında Everest`i dünyada en iyi tanıyan ve daha önceden farklı batılı ekiplerle zirve denemelerinde de bulunmuş bir insan vardı, Tenzing Norgay isimli bir şerpa.

   Şerpalar, Himalayalar`ın yüksek köylerinde doğmuş ve büyümüş, batılı maceraperestlerin dağcılık faaliyetlerinde hammallık ve her türlü “ayak işlerini” yapan topluma verilen ad. Hala, Himalaya dağcılığının vazgeçilmez bir parçası olan bu insanlar olmasa bugün Himalaya dağcılığı olamazda veya bu kadar kolay yapılamazdı herhalde.

   İngiliz ekspedisyonu o kadar inançlı ve hazırlıklıydı ki, işlerini şansa bırakmamak için ikişer kişiden oluşan iki farklı zirve ekibi hazırlamışlardı. Gruplardan biri, iki İngiliz`den oluşuyordu diğeri ise bir Yeni Zelanda`lı ve bir şerpadan. Uygun anın geldiğini düşününce önce iki İngiliz`den oluşan ekip yola çıktı, çünkü bir Yeni Zelanda`lı ve Nepal`linin başarmasındansa İngilizler`in başarması kraliçenin çok daha işine gelirdi. Ama başaramadılar. Onların başarısızlığı üzerine son şans olarak ikinci ekip yola çıktı. Himalaya dağcılık tarihinin en zorlu tırmanışlarında birini gerçekleştirdiler. Yüksek teknoloji ürünü malzemeler, zirveye kadar giden ve dağcılara destek olan/yol gösteren sabit hatlar ve daha da önemlisi zirve rotasının son kısımları hakkında herhangi bir bilgi olmaksızın ama zirveye ulaşmak için gereken cesaret ve isteğe sahip bu insanlar, dünyanın bu bilinmez dağlık bölgesindeki dik yollarına devam ettiler. Şimdilerde fotoğrafını görüp ürktüğüm, “Hillary Step” yani “Hillary Basamağı” diye adlandırılan ve 8500 metrenin üstünde, o şartlarda yapılabilecek en zor tırmanışlardan birini de yaparak 29 Mayıs günü zirveye ulaştılar. Yeni Zelanda`lının adı Edmund Hillary, Nepal`linin de Tenzing Norgay`di. 

   Zirveye ulaşmalarıyla beraber, dağcılık tarihinin en büyük gizemlerinden birini de beraberlerinde oraya çıkardılar. Önce kim çıktı? Acaba önden giden Tenzing “Önden buyrun efendim.” diyerek Hillary`e yol mu verdi? Yoksa bunca tartışma aslında gereksizdi ve zaten Hillary daha mı önce zirveye adım attı? Sanırım ilk ihtimal daha fazla gibi, çünkü tırmanış sonrası artan tartışmalar nedeniyle Tenzing ile Hillary aralarında gizli bir anlaşma yaparak zirveye ilk kimin ulaştığı konusunu gizli tutma kararı aldılar.

   Kraliçenin tam olarak istediği olmasa da, en azından kraliyet topraklarından çıkan biri zirveye ulaştı ve bu, zaferi üstlenmek için yeterli bir nedendi. Hillary`ye “Sir” ünvanı verildi ve Londra sokaklarında Tenzing ile beraber İngilizler`in alkışları arasında birer kahraman gibi dolaştırıldılar. Hillary, Büyük Britanya`nın gururu olmuştu.

   Aradan elli yıl geçti, dünya da çok değişti Himalaya dağcılığı da. Şimdilerde belirli bir ücreti ödeyen, kendine profesyonel ve iyi bir ekip kiralayan bir çok batılı, zengin maceraperest bu dağın zirvesine ulaşmak için bir faaliyete katılabiliyor. Bir açıdan bakarsak da, “delikanlılık” Everest`de bozuldu da diyebiliriz.

   2003 yılı, insanoğlunun Everest`in zirvesine ulaşabilmesinin 50. yıldönümü. Bu anlamlı olayın anısına geçtiğimiz aylarda, 50 yıl önce zirveye ulaşan Tenzing ve Hillary`nin oğulları zirveye ulaşmak için bir faaliyet yaptılar ve başardılar da ama babaları gibi o dağın tepesinde yapayanlız değildiler, arkalarından gelen yaklaşık 30 kişilik farklı dağcı ekiplerle beraber...

Oytun Orgül