Aladağlar

 

Tarih: 04.04.2003 Yazar: Mehmet Erkmen

 

 

Her faaliyet öncesi olduğu gibi salonumun karmaşasında çanta hazırlamaya başladığımda başıma gelecekleri biliyordum ama olsun .... göğe erecekti yaa.

halisülasyon Çamardı minibüsü tıklım tıklım ve otobüste bebekler ağlıyor ... Aman Allah’ım..

Ama daha iş buraya gelmeden ilk vukuat oldu bile. Çantamı tıka basa doldurmuş tam kontrol için sırtıma atarken, bir perlon (çantanın sağını solunu tutan, gerdirme yapılan zamazingo. Ayrıca özel imal edilenleri de emniyet malzemesi olur) patlayıverdi.. Daha yola çıkmadan olmaz ki, olsun şanslıydım, ya faaliyette patlasaydı...

Bir dakikada yaptığım yirmi telefon görüşmesiyle mevzuu halletmeye çalıştıysam da elime aldığım başka bir perlonla o bölgeyi tamir ettim(!?)

halisülasyon Sırtta montsuz rüzgara karşı yürüyorum.

Neyse iyi güzel psikolojim ve çantam hazır yola düşeceğim ama montumu Ali geri aldı. Hemen telefona sarıldım yine. Allah'tan Erhan’da varmış bir şeyler. Bu da tamam...

Daha fazla terslik olmadan düştüm yola... Hoop Beşiktaş, o da ne!! Dünyaya düşmüş bir astronot daha var yolda. Moral kazandım, tek başıma değildim artık. Ersan'la birlikte hoop Üsküdar hoop Harem.

Erhan, Ali ve Oytun da olay mahallinde birden belirdiler

ve Niğde Çağdaş Turizm'e emanet

ömrümün en kısa, ömrümün en uzun,

ömrünün en boktan, ömrümün en uykusuz yolculuğuna çıkıyordum

çünkü sonunda soğuk oluyordum, leş kokuyordum...

gerçek Otobüse biner binmez bir bebek sesi...

Yolda diğerlerinin nasıl horladığını merakımdan tabii ki gözüme uyku girmedi ama sonunda işin önemli kısmı bitmiş, artık Niğde’de çorbamı yudumluyordum. Ama elbette ki daha başıma geleceklerin farkındaydım.

gerçek Çamardı minibüsü ağzına kadar dolu, uyanık arkadaşımız Ali dışında tam takım ayaktayız yetmiş kilometre. Tabii ki çantalarımız minibüsün üstüne bağlı ve hepimiz endişeliydik.

elli kişi vardık sırada,

elli atlı dev bir minibüse bindik.

Tam bu akında şehit düşeceğimi düşünürken, Demirkazık yüzünü gösterdi de onun heybetiyle kendime geldim. Kavşakta mavi gözlü dev. Salim abi bizi beklemekteydi. Hemen selamlaşıp, atladık traktöre.

gerçek Sokullu Pınarı kamp yerine dakikalar kala yediğimiz sulu karla sırılsıklam olduk.

Doğal olarak acilen irtifa alma fikrimizden vazgeçip kampı Sokullu Pınarı'na kurduk. Kuru elbiselerimiz ve tulum içinde hepimiz mutluyduk. Hava kapalıydı.

Ulu Kahin Ali dedi ki

Çantaları hazır, suyunuzu sıcak tutun

Zeus’un kara bulutları size yol verecek

Izdırap gece üçte çekilecek

Bu kehaneti aklımızda tutmamıza rağmen hazırlıklarımızı geceye bırakıp, kestirmeye başladık; ama geldiğimizde tek çadır olan kamp yerinde sanki K2 ana kampındaymışız gibi bir parti havası vardı.

Akın var kampa akın

Kampı zaptedeceğiz

Kampın zaptı yakın

Pek iplemedik parti havasını da, karıyı kızı da (gerçi bir tane vardı ama bütün gürültü patırtı o abla için yapılıyor, akla gelmez soytarılıklar sergileniyor idi. Bakın nasıl erdemli insanlarız!!!) yemeğimizi yiyip uykuya daldık.

Gece üçte kalktık ve baktık ki Ulu Kahin’in kehaneti gerçekleşmiş, hava açmıştı. Suyumuzu ısıttık, bir şeyler atıştırıp düştük yola. Gün ağarana dek tek yapabildiğim iz takip etmekti, vadinin girişinde kar seviyesi yükseldi, bir de kerizliğime takmadığım tozlukları takmak için dondum.

Hava ağardıkça ilk kez girdiğim Karayalak Vadisi'yle daha bir yüzleştim.

Ağlasam sesimi duyar mısınız,

Vadi tabanında

Dokunabilir misiniz,

Donan ellerime

Bilmezdim Karayalak’ın bu kadar dik

Bacaklarımınsa güçsüz olduğunu

Buraya düşmeden önce

Kah bata çıka kah zıplayarak geçtik vadiyi, Çelikbuyduran Kampı'na vardığımızda hava bozmaya başlamıştı.

gerçek Zirve yapamadık.

Bahanelerimiz sırasıyla hava bozuyordu, hava kapalıyken ne gerek zirve yapmaya, ben burada da zirve kadar mutluyum şeklinde sıralandı ama ben de hala niye döndük anlamış değilim, sanırım motivasyon oraya kadarmış.

Kampa döner dönmez Salim abiyi arayıp kaçtık. Salim abi bizi evine davet ettiyse de yabani insan Oytun yüzünden dağ evinde kalmak zorunda bırakıldım. Erhan, Ersan ve Ali gittiler. Neyse fena da olmadı, yemekte süper alabalık vardı. Ve ayrıca biz erdemli insanlar, Ankara Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü'nden olduklarını öğrendiğimiz ablaları keserken muhabbet yapıp, sızdık. Dağcılık camiasından olan ablalara karşı saygımız sonsuzdur, onlar bizim bacılarımız icabında.

Neyse fazla uzatmadan dönüşte dünyanın en gıcık muavini ile (Ersan herife kafayı koyuyordu gerçekten) Niğde’ye ayakta geldik. Bebek zırıltıları eşliğinde de İstanbul’a gelip, İstanbul’da kar, soğuk eşliğinde çile doldurdum ve bu faaliyetede böylece anılara karıştı.

Bu akşam içimde bir hüzün var

Yine canlandı gözümde anılar

Hayır şimdi gittikde ne oldu? Mutlu mu olduk? tartışılır. .... göğe erdi mi? Bir miktar yaklaştı.

 

Mehmet Erkmen

EKSEN 01